Haber siteleri, adından da anlaşılacağı üzere haber vermek, haberdar etmek maksadıyla tanzim edilmiş, gerek mahallî gerekse daha geniş bir camiayı muhatap alan sitelerdir. Dolayısı ile gayesi haberdar etmektir. Peki, bu sitelerde köşe tutan yazar taifesinin konumu ne ola ki her sitede muhakkak birkaç “köşe yazarı” mevcuttur. Bunlar acaba, verilen haberleri analiz eden, yorumlayan, “bakın bu konuyu böyle anlamanız iktiza eder” diyen zeki adamlar mıdır?
Bahse konu siteler için internet gazetesi tabirini de kullanabiliriz pekâlâ. Böyle olunca “bakın bizim de yazarımız var” kabilinden vitrin mankeni konumundan yazar kurtulur. Kurtulunca ne olur? Hiçbir şey!
Sevgili Barış’ın isteğini kırmayıp, burada yazmayı kabul ettik. Geçen gün karşılaşınca: “- Abi, yeni yazı göndersene” deyiverdi. Al sana yeni bir yazı; kim okur ve ne düşünür bilmem. Hani okuyucu yorumu olsa bir fikir sahibi olurduk. Ne yazmamı istiyorsun Barış? İçimden haber versem, haber siten taşıyamaz, çöker. Dışıma da ben bîganeyim…
Asıl haber doğumumuzla başladı, ne haber! Ekranlar karşısında haber dinliyor herkes; dinleyen asıl haberden bihaber! İnsanın kendinden haberdar olmasıdır mesele. İnsan niçin kitap okur, haber takip eder, müzik dinler mesela, film seyreder? Niçin ağlar, niçin güleriz? Sevmek, öfkelenmek, konuşmak, susmak, yazmak… Yaşamak niyedir?
“Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım”
Böyle diyor, Bedri Rahmi Eyüboğlu. Nice insanlar var tanıdığım; kelamını duysanız konuşmayı terk eder, hep dinlesem dersiniz. Keza yazdıklarını okusanız kalemi bırakır okumaya salarsınız kendinizi. Onları bir sitede ya da gazetede göremez de mesela bir çay ocağında sobeleyebilirsiniz.
Siz bizim yazdıklarımızla oyalanmayın; sahilde biraz denizi seyredip şehrin geniş caddelerinden geçin, vitrinlere bakarak yorulun, sonra mesela bir sokağın köşesinde küllük çay ocağına uğrayıp kendinize çay söyleyin. Denk gelir ve şansınız da varsa orada dünyadan kaçan birkaç iyi adamın kelamına kulak kabartın. Burada ve bu yazıda bulamadığınızı ve hatta aramadığınızı orada bulacaksınız. Mesela bunlardan birisini Küçük bir tekstilci zannedebilirsiniz ama aslında sosyologdur; istifade etmeye bakın. Bir diğeri kendisinin rençper olduğunu söyler, yanılmayın; son zamanların en önemli eleştirmenidir O. Pek çok akademisyenin içinden çıkamadığı çetrefilli bahisler onun için zihin jimnastiğidir sadece. Bu rençperi sadece dinleyin, bahse müdahil olursanız yandınız demektir; Yıldıran üslûbundan nasibinizi alırsınız yoksa. Bu adamların her biri kendine özeldir, anlatmakla olmaz, tanımak lazım.
Sevgili Barış, yeni bir yazı istemiştin. Her yeni eskir, değil mi; eskiyen bir şey nasıl yani olabilir? Sen, “eskimez yeni”yi ara…
…
Bahs-i diğer
Buyurun size haber:“Ünye Cumhuriyet meydanında bulunan çam ağaçlarına boş CD takıldı”
Ne istersiniz kuşlardan?
İsterseniz hava sahasını kapatın kuşlara, uçmasınlar.
Sürün şehirden kuşları ve maket kuşlar yapıp asın dallara; günümüz kentlerine pek yakışır! Sonra bu CD konusu... Gökyüzüne, ağaçlara bakamaz olduk; bir ışık yansıması ki gözlere zarar. Kuş evleri yapan ecdadın torunları nelerle meşgul, Allah’ım! Arif Nihat Asya’nın diliyle seslenelim: